Yargıtay, işçi maaşlarıyla ilgili önemli bir karar alarak, işçilerin maaş zammı talep etme haklarının kısıtlandığına dair emsal bir içtihat oluşturdu. 2026 yılının başlangıcında Türkiye’deki çalışma hayatının durumu, sendikalaşma oranlarının oldukça düşük olduğunu gösteriyor. Ülke genelinde kayıtlı 16 milyon 699 bin işçiden yalnızca 2 milyon 414 bini sendikaya üye bulunuyor. Kayıt dışı çalışanlar eklendiğinde toplam istihdam sayısının 20 milyona yaklaşması bekleniyor. Ancak, toplu iş sözleşmesi (TİS) çerçevesinde yer alan işçi sayısı, 2025 yılı Aralık verilerine göre sadece 2 milyon 139 bin olarak tespit edildi.
Toplu iş sözleşmeleri, sendika ile işveren arasında müzakereler sonucunda belirlenen ücretleri içeriyor. Bu sözleşmeler genellikle iki yıllık sürelerle imzalanıyor ve ilk altı ay için reel bir refah payı, sonraki dönemler için ise en az enflasyon oranında artış sağlanması hedefleniyor. Böylece sendikalı işçilerin alım gücü enflasyon karşısında korunabiliyor. Ancak sendikasız iş yerlerinde, ücret artışları tamamen işverenin tasarrufuna bırakılmış durumda. Pazarlık gücü yüksek olan az sayıda çalışanın kendi maaşlarında iyileştirmeler yapabilmesi mümkünken, çoğu işçi için zam oranları işverenin tek taraflı kararlarıyla belirleniyor. Bu durum, işçilerin ücretlerinin enflasyonun altında kalmasına veya geçmişte yaşanan kayıpların telafi edilmemesine yol açabiliyor.
Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın haberine göre, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22 Ekim 2025 tarihinde aldığı yeni kararla (Esas: 2025/507, Karar: 2025/672), maaş zamları ve iş sözleşmesi değişiklikleri için kritik ilkeler belirledi. Uzun yıllar aynı işte çalışan bir işçi, taşeron firmaya devredildikten sonra imzaladığı bir belgeyle, yıllık ikramiyeler ve sosyal yardımların 12 aya bölünerek “diğer” kalemi altında gösterilmesine onay vermişti. Ancak işçi, emekli olduğunda bu kalemlere yapılan zamların yıllarca durduğunu fark ederek, ücret ve kıdem tazminatı farkı davası açtı.
İş Mahkemesi, işçiyi haklı bularak, ödenen yan hakların asgari ücrete oranlanması gerektiğine karar verdi. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işçinin belgeyi imzalayarak şartları kabul ettiğini savunarak davanın reddini istedi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, her iki tarafın görüşlerini kısmen düzelterek şu önemli ifadeleri kullandı: “Eğer bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde aksi bir hüküm yoksa, işverenin ücretlere asgari ücret zammı oranında zam yapma zorunluluğu yoktur. Tek şart, ücretin asgari ücretten düşük olmamasıdır. İşçiye imzalatılan ‘bordro sadeleştirme’ belgesi, işçinin zam haklarından feragat ettiğini gösteren bir ‘esaslı değişiklik rızası’ olarak değerlendirilmemelidir. Mahkemenin asgari ücreti esas alarak yaptığı hesaplama hatalıdır. Ücret farkı hesaplanırken, ilk yıl ödenen ‘diğer’ kalemindeki tutar, asgari ücrete değil, işçinin o dönemdeki brüt ücretine oranlanmalıdır. Bu oran üzerinden yıllara yayılan hesaplama yapılmalıdır.”
